143. kural

Bir odaya girdiğinizde, odada 3, 5 yada 7 kişi varsa konuşmadan önce sizinle konuşulmasını beklemelisiniz. Eğer odada 2, 4 yada 9(ya da perşembe günleri 8) kişi varsa ilk konuşma hakkına sahipsiniz. Diğer durumlarda 8 etkili sayıdır, uyuyup uyanana kadar hiç konuşmamanız gerekir. Be elbette bir tuzak, bir sofra gibi kurulabilir ama bu tür hareketler kaydedilip, iyi yada kotü yapılmış olmalarına göre ödüllendirilecektir. Eğer odada 1'i varsa zil kuralı geçerlidir. Kütüphane bu kuralın dışındadır. Aşıkların ve yalnız odaların haricinde sessizlik. Asla 9'dan fazla kişi bir araya gelmemelidir. 9 kişinin bulunduğu odaya girilmez. Kapıyı çalıp kağıt vasıtasıyla içerdekilerden birinin gitmesini rica etmelisiniz.ELBETTE, odaya çift olarak girmenin kuralları biraz daha karışıktırç İçerde üç kişinin olduğu durumlarb dışında çift öncelikli konuşabilir ama çift sırayla konuşmalı ve birbirlerinin cümlelerini tamamlamalıdır. İçerde üç kişinin olduğu bir odanın kapısını açan çift utanç içinde başlarını eğmelidir ve birbirlerinden ayrılmayacakları üç gün boyunca biri diğeri için konuşmalıdır....
Ormanda yolunu yitirmiş çocuklar gibi terk edilmişlik içerisindeyiz. Önümde durup bana baktığında, ne sen benim içimdeki acıları anlayabiliyorsun ne de ben seninkileri ve senin önünde kendimi yere atsam, ağlasam ve anlatsam bile, biri sana cehennemi sıcak ve korkunçtur diye anlattığında cehennem hakkında ne bilebilirsen, benim hakkımda da ancak o kadarını bilebilirsin.


K*
öldüm...
çok alelade bir ölüm ve de.bir trafik kazası,gökten düşen bir cisim ya da salak bir intihar.olabildiğince basit,olabildiğince sıradan.
öldüm...
oysaki,kurgulanmış bir cinayete kurban gitmek isterdim ben.
birilerinin bana,beni öldürecek kadar değer vermesini.
Ama sıradan bir ölüm benim ki.
öylesine bir ölüm...




dirildim..
Çok alelade bir dirilme ve de. Mezarınm toprağın içinden böyle bildigin elimle kolumla çıkarmıs gibi salak bir dirilme, olabildigince basit ve sıradan..
Dirildim..
Oysaki zeine filmler çekilen bir zombi gibi dirilmek isterdim ben. Ya da soyutluk kazanan bir zihnin ve bilginin, çıldırıp, başka ceset parçalarından tamamlayarak bi dirilme, kendi Frankestein'ını yarattıgı değerlilik..
Ama sıradan bi geri geliş..
öylesine bi uyanış..




* vs *
Kafka bile yaşayabildiyse bu dünyada bende yaşayabilirim. Umarım.

Norm.

Tek kelime etmedi. Diğeride etmedi. Böyle durumlarda konuşulmazdı çünkü.
Yol boyunca tek kelime çıkmadı ağzından. Yalvardı tanrıya yol uzun sürsün; yolda tüm gördüğümüz trafik ışıklarına yakalanalım diye. Ne yazık ki tüm ışıklar yeşil, yol bomboştu.
Ölüme gidiyordu. Kendi ayaklarıyla kendi ölümüne. Bugün onun ölüm günüydü belki. Yalnız değildi. Başkalarınında ölüm günü olacaktı.
Bir çoğununda doğum günüydü. Kazançlımıydı bugün? ölümden çok doğum mu vardı? Kazanç bu muydu?

Biri geldi aklında. Bilmiyordu adını. Gargarin'in arkadaşıydı. Oda gitmişti ölüme. 203 adet sorunun bulunduğu uzay mekiğiyle uzaya çıkmıştı. biliyordu gidipte dönme ihtimalinin 0 olduğunu. Hatta gidebilmesinin bile zor olduğunu. Tarih başaramayanları hatırlamaz. Bu yüzden Gargarini tanıyoruz.
Nedenler unutulurdu zamanla. Sadece tek bir sözcük kalırdı. Öldü.
"Eminim ben yokolsam kimse farkına varmaz." Dedi.
Ölse bile görmek istiyordu.Ölmek ve yokolmak farklı şeyler olmalıydı.
Eğer ölü bir insanın içinden dışarı baksaydın yine de görebilirdin, ama göz kaslarını çalıştıramadığın için odaklayamazdın. Başını veya göz kürelerini çeviremezdin. Bütün yapabileceğin, görüş alanından bir şey geçene kadar beklemek olurdu. Donup kalırdın. Devamlı beklerdin. Berbat bir sahne olurdu.

bum.


dışarıdaydı bay bumerang.hediyeler gecidi bir noel arifesiydi.ve dışarıdaydı.
her yıl yaptığı gibi sona bırakmıştı hediye alma işini.
ailesine hediye almak istiyordu.Daha doğrusu buna mecburdu.
ama cebinde tek kuruş yoktu. bir çok çekirdek kabuğu vardı. Oldum olası yerlere çöp atamazdı.
Utanır kızarırdı. Sanki herkes onu izliyormuş gibi gelirdi elindeki seyi bırakırken. Elindeki
nesnenin yere süzülürken geçirdiği 3-5 saniye ona yıllar gibi gelirdi. Herkesin arasında çıplak
geçirdiği yıllar.2012 olmuştu. Ne çabuk. Evleneli 11 yıl olmuş oğlu 9 kızı 5 yıl önce doğmuştu.
Hatırlaması gereken tek bir tarih daha vardı oda bundan 2 yıl öncesi. Kaza günü.bir Yılbası arifesinde bunu hatırlamak istemedi.
Bir oyuncakçıya girdi. Karşılaştığı kişi onu şaşırttı. Bayan siyah karşısındaydı. Karşı komşusu.
Çok seksi bir kadındı. Evli değildi ve evine gelen erkeklerin haddi hesabı yoktu. Nerede çalıştığını merak ediyordu hep.
Açıkcası hiçte umrunda değildi. Umrunda olan tek şey onun vucuduydu. Çoğu zaman uyumadan önce, o perdesini
hiç kapatmadığı pencereden onun soyunmasını izler ve ardından mastürbasyon yapardı. Kadını
görünce ereksiyon olmaktan kendini alamıyordu. Görmemiş gibi yaparak oyuncaklara yöneltdi. Bacak
arasını oyuncaklara gömecek sekilde inceledi onları. "Gitse ya artık" diye düşündü. Bakmamaya
odaklandı. Ama ne fayda. Sırtında bir el hissetti. Daha önce başka şekillerde hayal ettiği o eller
simdi vüccudunda geziyordu. Önüne dönmek ve dönmemek arasında kaldı.
" bay bumerang, yoksa beni mi izliyorsunuz? "
Anlık bir sorumuydu? yoksa genel miydi? Bile bilemi yapıyordu?
" m-me-meraba bayan siyah. Nasılsınız? E-Evet tabiki sizi izliyorum. Yoksa bir oyuncakçıda ne işim
olabilir? "
" Belki bir oyuncak almaya gelmişsinizdir. bilirsiniz erkekler oynamayı severler."
Kasten yapıyordu kaltak. Onu istediğimi biliyor. Ama onu zaten kim istemezki...
" Evet bir kumbara alacağım. Pembe ve domuz şeklinde olanlardan. Klasik. Kimsenin hayır diyemeyeceği
bir hediye."
" İnsanların hayır diyememesi evet dedikleri anlamına gelmez bay bumerang...Görüşürüz.
 bir ara bana yemeğe gelin"
"i-iyi akşamlar"
 Bu kadının karşısında ilk defa bu kadar uzun süre durabilmişti. ama patlamaya hazır bir bomba gibiydi.
Hazır mı demiştim.o az önceydi. koşa koşa tuvalete gitti. Temizlendikten sonra küçük sineklere işemeye çalıştı. Bazılarını düşürdü bile. Sifonu çektikten sonra suyla beraber kaybolmalarını izledi. Çıktı. direk oyuncakçıdan. Hediyeler geçidi devam ediyordu.Ama sadece hediyeler insanlar kalmamıştı etrafta.
Ve cüceler.cücelerde görünmüyordu. Az önce cüce dolu olan yerde bir tane canlı yoktu.
cüceler, yılbasında mutlu olurlar. İşleri vardır. Cüceler normalde nerede calısırki?  "Hiç İşadamı olan bir cüce
görmedim. Hatta cüce olan bir intihar bombacısı bile görmedim" diye düşündü. ama favorisi tabiki cüceler değildi.
O kızlar... Ah o kostümlü kızlar.
İlerledikçe çığlık sesleri yükseldi. Ve işte orada onu gördü. Yılbaşı hediyesini. Kanlı canlı orada duruyordu. Bu mucize bir olmalıydı.
Herkes kaçıyordu. Zombiler diye bağırışmalar vardı etrafta. Vucud parcaları sacılmıştı.Basılmıştı şehir. Belliydi bu bir gün ölüler insanların arasında yürüyecekti zaten.
işte oydu. ordaki. Karısıydı. Zombiydi ama karısıydı. İşte o an herşey mukemmelleşti. Artık yatakta yalnız olmayacaktı. Karısı her ne kadar ölüde olsa eve dönmüştü. Dünyanın sonu onun için başlangıçtı.

Boğ.


Boğuluyorum. O, ağzımdaki son nefesi vermemek için uğraşıyorum.
Biliyorum, canım o benim. Onu vermeden ölmeyeceğim.
Sorunda bu ya; bu deniz böyle, öldürmüyor. Mahvediyor. Sömürüyor.
Yalnızlık denizi burası. Herkes boğuluyor ama kimse ölmüyor.
Buradakiler biliyor yaşamak ve ölememek arasındaki farkı.Hepsi aynı şeyi istiyor yinede.
Bir sonraki saniyede yaşıyor olabilmek ve diğer saniyede de ve sonrakinde de...
Ağlamak yardım etmiyor insana. Sadece denize yardım ediyor. Daha da derinleşiyor deniz.

Denizi yaratanda bizleriz. Neden en basta beraberdik ki? Söyledim insanlara: Eğer beraber olmassak
yalnızda kalmayız dedim. İnanmadılar. Bende inanmadım. öyle iyiydik ki birbirimize karşı.
yalnızlığın kacınılmaz son olduğunu bilemedik.
Ölüm korkusu yoktur aslında. Yalnızlık korkusu vardır. Ölünce o kapalı kutuda ne yapacağından
korkar insan. İkiserli gömseler bizi kimse korkmaz ölümden.Yanında birinin olabileceği bir ölüm
yalnız yaşama ihtimaline ağır basar.
Benimse tek özelliğimdi işte bu. Yalnız olabilmek. İyiydim de bu işte.Hatta o kadar iyiydimki diğerleri de
bana verirdi yalnızlıklarını.Onları da taşırdım. Ama bilirdim kimsenin sadece tek bir özelliği
olamaz. O kadar iyiydimki yalnızlıkta. Başka özellik aramadım. Ta ki sen gelene kadar.
Bir sen vardın yanımda. Yalnızlığı severken ben, beni içeriden çıkarıp alan.
Tam öğrenmişken denizde nefes almayı tekrar unutturan.
Gitmedin aslında biliyorum yanımdasın.Hissediyorum. Denizde benimlesin.
Bir sen varsın, beni boğan.

Bırakmayacağım bu nefesi. Benim lanetimde bu. içimde taşıdıklarımla ölememek. Onları taşımaya mahkum olmak.