pantolon.

Murat aslında dıştan efendi görünürmüş.Normal bir insanmış gibi.Temiz sakal ve saç traşı ile görüntüsü herkesi aldatırmış.Ama aslında kullanılmış ayakkabılara bi takıntısı varmış.
Heleki bu ayakkabılar yıllanmışsa onun için vazgeçilmezmiş.
Böylece bir camide imam olarak işe başlayan murat(namaz kılanların yuzyıl gormuş ayakkabılarını çalarımış) ek iş olarakda serikatilcilik yaparmış.
Insanlara kendini tanıttığında yaşadığı
- Merhaba, ben murat.
- Koyiimde turat, ehehee.
Diyalog onu çileden çıkarırmış.Önce adamın geçmişi araştırır, sonra geleceğini sonrada bugununu.Sonrada onu bir sekilde öldürümüş.

Yaklaşık 5 yıl böyle bir hayat sürdükten sonra Murat artık monoton işinden sıkılmaya başlamış.Hep aynı ayakkabıları görüp onlarla çiftleşip duruyormuş.Artık değişiklik gerekiyormuş.
Çünkü o yolda gördüğü converse, etnies, ugg vb. ayakkabılar onu çileden çıkarıyormuş.Onlara dokunamamak onlara sahip olamamak onu kahrediyormuş.
Bu nedenle "haydi gençler camiye" isimli kampanyayı başlatmış.

Yaşbakan tecep rayyip bey bunu havada kabul etmiş.İçi sevinçle dolan ve anakasaya bununda ekleneceğini öğrendikden snra yerinde duramayan murat yolda isveçli bilim adamlarıyla karşılaşmış.

konuşurlarken isveçli bilim adamlarının ellerindeki zepaklin özü buluna şişeler(şans iste hepsi kendi elindekini) düşmüş.

muratın pantolonuna dökülen zepaklini silmek için ıslak mendil kullananan isveçli bilim adamları zepaklini yanlışlıkla alkolle tepkimeye sokmuşlar.ve pantalon canlanmış.

siz şimdi pantalon adam oldu falan sanarsınız şimdi ama hayırrr...çok şaşırıcaksınz çunku pentelon kadın olmuş.


normal olaraktan pentolon kadın dünyayı yoketmeye başlamış.
kurtarma görevi tabiki şemsi adam şemsi deymiş.şemsi adamın kim olduğunu kimse bilme kimse görmezmiş.telefon kulubelerinde soyunamazmış aslında çünkü şemsiye sığmıyomuş açıkken oraya.bunu çairirlarmış böle ışıklı ışıklı bişiyle.batmande özenmiş sonra bunu görünce şemside.
"ne gzl lan.parlak parlak" demiş.
oda yaptırmış.

neyse şemsi gittiğinde artık çok geçmiş.puntolon kadın çok birinin ayağına basmış bile.bakmış bu böyle olmicak.hemen metomorfoz yapmış.sokmuş götüne şemsiyesini."süper şemsi" olmuş.ama yinede bi turlu yenemiyomuş.

ama yoldan geçen bi su satan çocuk aklına bişi getirmiş.çünkü pontalan kadının kulakları hassasmış(kulak?!). soğuk su die baardıkça bi geriliomuş.
pintilon kadını ittire ittire istiklale götürmüş.orda greenpeaceçilerin önune atmış.gerisine bakmak bile istememiş.ama bunu yeterli görmemiş ve hemen bir şehirlerarası otobus yakalamış yolda.ordan otobuslerin vazgeçilmezi olan "ağlayan bebek" bulmuş hemen bunuda dinletmiş.
pentulın kadın kaçmış da kaçmış ama yolda giderken pantolanın ipi bi yere takılmış ve o koştukça sökülmüşte sökülmüş.

uzun aramalara rağmen bulunan pıntilon kadından geriye sadece pantelonun fermuarı ve düğmesi kalmış.

kamera.

babam ben anaokulunu bitirdiğimde videoya aliyim çocuğu diyerek kamerasıyla gelmiş.
bazı sorunlar olmuş.
sorun kamerada diil babada.
bni çekicem diye başka bi çocuğu çekmiş bu insaoğlu...

bildiin yakın çekimde diğer çocuğu izledik kasette...

adres.

adres sorma! (-ma = olumsuzluk eki)

+ abi ya şu "ibibiğe" nası gidebilirim?
- çok yakın aslında şimdi düz gidicen orda ilerde yol ikiye ayrılcak sağa dön-
+ haa şu sinemanın orda?
- hı!?
+ sinema var ya hani onun sol tarafımı?
- sinemamı var orda?
+ hıı hani şu kitapçının ilersi.
- ne kitapçısı ya...ya siz bnm tarif ettiğim şekilde gitseniz?
+ tamam bi daha söle.şimdi düz gidicen orda ilerde yol ikiye ayrılcak sağa dön-
- tamam işte sinema var orda.kitapçının ilersi.
+ ...
ha evet evet! evet o sinema! tamam işte onun tam karşısı.
- hah. tama şöle baştan tarif etsen.teşekkurler.

(İç ses: orda sinema fln yokki amk.)

title.

res mi tas mı?

çocuk.

çocuk düşer bisikletten.
gider ağlaya ağlaya eve.

bide annesi kızar düştüğü, dikkat etmediği için...

Buradan.

En buradan açınızdan bi turlu açılmayan şey nedir?

tabiki eti puf.

bi kere açıl ha nolur....

kaçış.

Yolda ayrıldık.eğer ayrı yönlere kaçarsak yakalanmamızın zor olacağını düşündük.
Benim peşime düştüler.iyi yönden bakmaya çalıştım o kaçabiliyordu en azından.
Yaşları nedeniyle olsa gerek benden daha hızlılardı.Henuz beni zar zor görebiliyorlarken saklanmaya karar verdim.çünkü kaçmam imkansızdı.
Sağ taraftaki çöğ kutusu mantıklı geldi.Girdim içine.Çok susamıştım.
Silahıma uzandı elim.Çıkardım yerinden.Ağzıma dayadım."Acaba?" dedim.
Annem aklıma geldi.Onun o öğütleri.Çok uzakta görünüyordu şimdi annem bana.Sesini duydum. "terli terli su içme" derdi hep.gülümsedim özlemiştim onu.
Vazgeçtim.çıkardım ağzımdan namluyu.Ayak seslerini duydum.Yakındaydılar.Dağıttıkları yerlerin sesleri geldi kulağıma.Son olarak çöp kutusunun açılma sesi.Ve kıskıvrak yakalanmam. Ağzıma bir bez parçası sıkıştırdılar.ve kafama siyah bir poşet geçirdiler.
ilerliyoruz.ama nereye? gözlerimi açtığımda bir bodrum katındaydık.
Karşımda ihsan vardı.Abim.Öz abim. insanın abisi bunu yaparmıydı? ama hayat acımasızdı alışmıştım artık bunca yıllık yaşamımda görmediğim kalmamıştı.
"Elif nerde?" dedi.
"Bilmiyorum" diye cevapladım.Bu sırada kaçabilme hesapları yapıyordum.İnsan sayısına baktım.5 silahlı adam.Hepsinden birden kaçmama imkan yoktu.Elif umarım iyidir.Yanlız başına napacakki şimdi.
"Ozan." dedi.Bu tip durumlarda hep sinir bozucu bir şekilde sakin kalmıştır zaten.
"Onu bulucaz.Biliyosun bunu.Kaçma sansı 0. Sadece sen imkansızı erteliyorsun.Elifi ver seni serbest bırakiyim.Bunca yıllık kardeşimsin sana bu kadarını borçluyum."
"Bilmiyorum yerini ama bilsemde söylemezdim."
"peki"
tekrar çorap ve poşet birbirini izledi.

poşet çıktığında karşımda elifi gördüm.Yakalanmıştı.
Sessizliği ihsan bozdu.
"Bunu görmeni istedim" dedi.
"Beni vur! onu bırak beni vur!"
"herşeyin bir zamanı var değil mi?"
Tabancasını çıkardı.Kızın kafasına dayadı ve tetiği çekti.
Tam bu sırada gözlerimi yere çevirdim ama sıvının yere damladığını gördüm.Arkasından bir çift ayakkabı.ardından alnıma dayanmış silah ve çevremdeki diğer 8 silah.
Hepsi ateş etmeye başladı.

Sırılsıklam oldum.Eve gittiğimde annem çok kızdı.
işte o günden sonra kendimden büyüklerle su savaşı yapmadım.